MUSTAFA KEMAL’İN ÖĞRETMENLERE SESLENİŞİ
Türk eğitim tarihimizin tarihten günümüze kadar var olan gelişimi içerisinde yakın çağlarda meydana gelen olaylara bakıldığında TBMM’nin kuruluşundan Atatürk’ün vefatına kadar geçen zamana “Atatürk Devri” eğitim tarihi demek pekte yanlış olmaz. Genel eğitim ilkelerini daha öncelerden açıklayan Atatürk’ün eğitim tarihimizdeki yeri 1920’lerden itibaren başlamaktadır.
İşgal altında ki bir milletin düşmandan kurtarılıp,ulusal bağımsızlığı sağlandıktan sonra, toplumun yapısını temelden değiştirecek önlemlerin alınması meselesine Atatürk öncelikle eğitim konusuyla başlamıştır. Sakarya Savaşı’nın hemen öncesinde 16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da, ulusal eğitimi programlamak üzere, Öğretmenler Kurultayı toplanmıştır ve Mustafa Kemal bu toplantıyı açış konuşmasında şöyle diyordu: “… Büyük tehlikeler karşısında uyanan ulusların ne ölçüde kararlı olduklarına tarih tanıklık etmektedir. Silahlarıyla olduğu gibi, kafasıyla da savaşmak zorunluluğunda olan ulusumuzun, birincisi de gösterdiği üstün gücü ikincisinde de göstereceğine asla kuşkum yoktur. Ulusumuzun temiz yaradılışı, sınırsız yetenekle doludur. Ne var ki, doğuştan gelen yetenekleri, geliştirilebilecek bilgilerle donatılmış yurttaşlar gerekmektedir. Bu ödev de sizlere düşüyor…” Mustafa Kemal’in Türk halkına olan güveni, onun eğitim konusunda ki mücadelesinde başarıya ulaşmada ki en büyük silahıydı.
Maarif Kongresine Anadolu’nun her tarafından gelen 250 ‘ye yakın kadın-erkek öğretmen katılmıştı. Kongrenin iki ana konusu mevcuttu: İlk mekteplerin programları ve öğretim süreleri, ortaöğretim programları ve dersleri.
Eğitim, bir milletin var olma mücadelesi sürerken, sağlanacak bağımsızlığın devamında ki niteliklerin başında gelmekle birlikte kalkınıp güçlenmesi bakımından da hayati önem taşır. Mustafa Kemal cephede askerlerle birlikte mücadele verirken bir yandan da kafasını meşgul eden konuların başında Türk Milli Eğitimi gelmekteydi ve yeni kurulacak olan Türk Devleti’nin gençliğine önerecek bir sistem, bir metod vardı elbet. Maria Montessori’nin eğitim sistemi de bu metodlar içerisinde yer almaktaydı.
1921 yılında gerçekleştirilen Maarif Kongresi’nde ki Atatürk’ün yapmış olduğu konuşmayı ve öğretmenlere önerdiği eğitim sistemini Mustafa Rahmi Balaban şöyle özetler: “ Gazi Paşa Hazretleri’nin Maarif Undesinin ve Maarif Misakının ruhi ve içtimai ehemmiyet ve derinliği hakkında etraflı malumat edinmek isteyen, lisan bilen genç muallimler ve terbiye ile alakadar olanlar, “John Dewey”, “ Alfred Binet”,“ William Stern”, “Maria Montessorri “ nin eserlerini okumalıdır. Bu zevatın (Maria Montessori) terbiyede şaheser denmeye layık eserlerinin lisanımıza tercümesi de pek faydalı olacaktır. Hayat ve faaliyet düsturu üzerine müstenit terbiye usulünü büyük bir muvaffakiyetle tatbik eden İtalyalı Doktor Maria Montessori olmuştur. Çocuk bahçeleri (kindargarten, anaokulları) hususunda “Fröbel” i tarihe gömen bu büyük kadına yeni terbiye ammesi çok medyundur.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Balaban’ın da vurguladığı üzere burada öğretmenlere bir görev vermiş ve bu görev, eğitim sistemleri için ciddi çalışmalar yapmış batılı bilim insanlarının düşünce, felsefe ve kitaplarının Türk eğitim sistemine kazandırılması olmuştur.
Çağdaş eğitim ve Atatürk ilişkisi, Atatürk’ün bir toplumun yeniden oluşmasında ele aldığı yöntem ile daha başlangıçta kurulmuş olmaktadır. Atatürk’ün Maria Montessori ismini vermesi rastgele ve sıradan bir tavsiye değildir.